İnsanı yönetmenin anahtarı gıdadan geçer!

Genel Yazarlar
Paylaş ;

Gıdası olmayan her millet her türlü operasyonu yemeye mahkumdur! Kitleler gıda üzerinden her türlü yönlendirilip, rejimler hatta liderler bile değiştirebilir. İşin siyasal ve sosyal boyutlarına halk bir şekilde direnç gösterebiliyor ancak iş gıda ve açlık meselesine gelince hiçbir halkın direnci kalmıyor.

Tarihte Fransız Devriminin siyasal ve sosyal birçok nedenleri sayılmaktadır. Ancak Kraliçe Mari Antuanet’in meşhur tarihi sözü, halkı sokağa döken asıl unsurun olduğunu bağırmaktadır duyabilen kulaklara. “Ekmek yoksa, pasta yesinler!”

Gıda güvenliği en basit şekilde “Akşama yemek bulabilir miyim endişesinin yaşanmamasıdır.” Basit görülebilir ama akşama yiyecek bir şey bulamama endişesini yaşamış inşanlar için önemli bir kavramdır.

Açlık tehlikesi genellikle fakirlikle karıştırılır. Fakirlik biraz bireysel bir durum arz eder. Paranız yoktur, gıda ihtiyacınızı karşılamak için alışveriş yapamazsınız ama pazarda gıda ve tarım ürünleri satışı vardır. Ama açlıkta ise durum bambaşkadır. Açlık toplumsal bir sorundur. Paranız vardır, oldukça da çok olabilir ama pazarlar gıda ve satış yerleri bomboştur. Satın alabileceğiniz gıda ve tarımsal ürünler yoktur.

Fakirlikten yalnızca fakirler etkilenirken, açlıktan toplumun her kesimi etkilenir.

Gıda güvenliği:

Akşama yiyecek var mı?

Bu yiyeceği her zaman sorunsuz bulabiliriyiz? Sorularına cevap ararken

Güvenli Gıda:

Bana bu yiyeceği veriyorsun ama kim, nerede ve nasıl üretmiş?

Sağlığıma şimdi ve gelecekte bir sıkıntı çıkarır mı?

Bunun içinde ne olduğunu ve ne miktarda olduğunu bilmek istiyorum.

Bunların analizini yaptın mı?

Bana zararlı olmasa bile üretim süreci çevreye zarar verir mi? Sorularını cevaplamaktadır.

Gıda güvenliği sorununu çözememiş toplumların güvenli gıda basamağına geçmeleri mümkün değildir!

Gıdanın temin edilme şekli de ekonomi içerisinde oldukça önemlidir. Tarımsal ürün fiyatlarının yüksekliğinden dolayı hazır yiyecek satan işletmelerin doluluk boşluk durumları değişebilir. Eğer tarımsal ürünlerin fiyatlarına bağlı olarak gıda fiyatları düşükse insanların dışarı da toplu tüketim yerlerinde yemek yeme alışkanlıkları yükselecektir. Aksi duruda ise insanların aileleri ile yemek yeme alışkanlıkları minimum seviyelere gerileyecektir. 

Bunun ne gibi etkileri olabilir?

Eğer alt ve orta gelir grubu gıda fiyatları kendi gelirleri ölçüsünde makul bulup dışarıda yemek yemeyi tercih ederlerse istihdama katkı bulundukları gibi oluşacak vergi gelirleri ekonomiyi büyüten bir motor etkisi meydana getirecektir.

Aynı aile evde yemek yediği takdirde hiçbir ekonomik faaliyet meydana gelmediği için makro-ekonomi bakımından anlamı bir katma değer oluşmayacaktır. Dışarıda yemek yeme alışkanlığının artmasının ekonominin büyümesinin yanında hizmet sektörünü de büyüttüğü bir gerçektir.

Tarımı Halletmeden Sanayileşemeyeceğiz!

Ülkemizde hala “Türkiye bir tarım ülkesi mi olmalıdır, yoksa sanayi ülkesi mi olmalıdır?” Sorunun paçalarından cehalet akıyor.

Sanayi ülkesi olmayı başarmış ülkelere bakınız hangisi tarım meselesini halletmeden sanayi ülkesi olmuştur?

Karnı doymayan toplumların bir şey üretemeyeceğini, yarınından endişesi olan insanın verimli olamayacağını hepimiz biliyoruz. “Gıda güvenliğini çözememiş toplumların ileri teknoloji üretebileceklerini düşünmek hayaldir.”

Tarım potansiyeli bakımından oldukça kıt imkanlara sahip Japonya ve Güney Kore gibi yüksek teknoloji üreten ülkelerin tarımda geri olduğunu söylemek haksızlık olur. Mevcut tarım potansiyellerini sonuna kadar kullandıkları gibi gıda güvenliğine ait sorunlarını yakınındaki üretin ülkelerden çözmüşlerdir.

Bugün sanayi ve teknoloji üretiminde önde gelen ülkeler, ABD, Almanya, Fransa İngiltere, Kanada, İsrail, Çin vb. sayabiliyorsak aynı ülkeler tarım ve sanayi entegrasyonun sağlamış ülkelerdir. Şimdilerde tarımda yaptığı atılımlar nedeniyle yakında bu ülkeler arasına Rusya’yı da sayabiliriz.

Üretim Maliyetinin Yüksekliğinin Etkisi

Tarımdaki üretim maliyetinin yüksekliğinden dolayı kazancının büyük bir kısmını mutfak harcamalarına kaptıran alt ve orta gelir gurubu gelirinden kalanına da genellikle kira ve ulaşım giderlerine vermek zorunda kaldığından sanayi ürününe, eğitim ve kültür harcamalarına pay ayıramamaktır.

Sanayi üretimi yeteri pazarı bulamadığında kendini geliştirmediğinden sanayileşmiş diğer ülkelerin ürünlerinin kıtta olsa mevcut pazarı işgal ettiğini yerli sanayinindi gelişmesinin önüne geçtiğini söyleyebiliriz.

Fakir bütün parasını gıda ve barınmaya ayırdığı için sanayi ürünü alamıyor, sinemaya tiyatroya gidemiyor. Bunun sonucunda da sanayi ve sanat sektörleri yeterli pazar payı bulamadığı için gelişemiyor.

Sanayileşme olmadığı için gayrı safi millî hasıla arzu edilen oranda artmıyor o artmadığı içinde alt gelir gruplarını ücret rakamları da yükselmiyor. Alt gelir gruplarının gelirlerinin yükselmemesi de fakirliği kalıcı hale getiriyor. Oluşan bu kısır döngü birbirini kovalıyor.

Ülkede pazar payı yeterli olamayan sektörler ancak hayatta kalma mücadelesi verirken kendisini geliştirecek AR-GE gibi yatırımları ihmal ederek dışarda bu alanlarda büyük paralar yatıran dev rakipleri ile rekabet edemiyorlar.

Bir ülke sanayileşmek istiyorsa evvela halkın bütün kesimlerinin gıda güvenliğini temin etmelidir. Tarımsal ürünlerin üretim maliyetlerini düşürerek ne denli ucuz ve kolay ulaşılabilir kılarsak sanayi de o ölçüde gelişebilecektir.

Hükümet Kabinesinde Tarımın Temsili(!)

Tarım bakanlığı kabine aritmetiği içerisinde genellikle üçüncül önemde görülen bir bakanlık olarak yer almaktadır.

Dış işleri, İç İşleri, Milli Savunma, Ulaştırma ve Altyapı ve Milli Eğitim Bakanlıkları insanlara nüfus etme sayısı bakımından vizyon bakanlılar olarak görülürken; Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Hazine ve Maliye, Sanayi ve Teknoloji ve Sağlık vb. bakanlıklar paraya hükmetme yönünden ikincil sırada değerlendirilirken; Tarım ve Orman, Kültür ve Turizm, Gençlik ve Spor bakanlıklarda üçüncül sırada yer almaktadırlar.

Vizyon bakanlıklarda genellikle siyasi figürler gelirken, ikincil bakanlıklara hükûmetin başarısı için teknik yönü ağır basan aynı zamanda siyasi yönü ağır olan kişiler olurken, üçüncül sırada tarımında içinde bulunduğu bakanlılar ise ülkenin bütününü kabinede temsilini sağlamak adına isimler tercih edilmektedir. Bölgeleri temsil amacıyla lidere sadakatli, idari başarı ve konuya hâkimiyet çok fazla önemsenmemektedir.

Tarım En Az Futbol Kadar Saygıyı Hak Ediyor!

Tarım çok faktörlü, sayısız bilinmeyenli, geniş fonksiyonlu, sürekli öğrenme gerektiren ve tecrübenin en fazla ihtiyaç duyulduğu bir sektördür. Bende köye gitmiştim, dedemde çobandı, hanımla bahçede yeşillik yetiştiririz gibi tarımı hiç bilmeyenlerin ve bilmediklerini de kabul etmeyenlerin işgal ettikleri makamları ne kadar hak ettiklerini anlatmak için bu tip tabirler onlar uzman yapmamaktadır.

Futbol sadece bir oyun olduğu halde futboldan hiç anlamayan birisi Milli Takıma Teknik Direktör veya Antrenör olarak göreve getirilirse kıyamet kopar. Hatta amatör kümede futbolcu olsa dahi Milli Takım antrenörlüğü için yeterli görülmezken; Tarım sektöründe nerede yükselmemiş birisi varsa yükselme yeri olarak bu sektörü görmektedir.

Eğlence amaçlı bir oyun olan futbol için bile titizlikle seçilen kadrolardaki dikkat tüm toplumun geleceğini gıda güvenliğini temin edecek olan tarım sektöründen de esirgenmemelidir.

Son söz: Ziraat fakültelerinin birinci sınıf öğrencisinin bilgisinden bile yoksun farklı disiplinden gelen daire başkanı, genel müdür ve üstü yöneticilerden; birikmiş tarımsal sorunları çözmesi gıda güvenliği ile ilgili geleceği güvence alan sistemler oluşturması mümkün değildir.

Yine de “Umutsuzluk yok! Gün gelir, gül de açar. Bülbül de öter!”

Kalın sağlıcakla…

https://www.turkgun.com/insani-yonetmenin-anahtari-gidadan-gecer

Tagged

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir