Ülkemizin en önemli sorunu

Genel Yazarlar
Paylaş ;

Sokaktan geçen vatandaşlara “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir” diye sorsanız. Vatandaşların yüzde 90’ı “ekonomi” der. Arkasından “gıda fiyatları” ve  “mutfaktaki tencereden bahseder.”

Ekonomistlere “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir” diye sorsanız. Yüzde 85’ “enflasyon” der. Ülkenin yatırım yapılabilir seviyeye ulaşması için “ülkemize güçlü sermaye akışı sağlanması gerekir” diye cümleye başlar. Bu sermaye akışı o kadar yoğun olmalı ki, “kur geriler halkın da hissedeceği bir enflasyonu düşüşü sağlanır” diye devam eder.

Hazine ve maliye bakanlığında görevli karar vericilere “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir” diye sorsanız. Yüzde 85’i “gıda enflasyonu” der. Gıda enflasyonu pandeminin başından beri artmakta ve enflasyonu besleyen önemli faktörlerden biri değerlendirilir. Çözüm olarak “çiğ süt ve buğday fiyatlarını” baskılama savunulur.

Tarım sektörü ve paydaşlarına “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir” diye sorsanız. Yüzde 85’i “faiz”“yüzde 90’ı tarımda reform yapılamaması ve dışa olan bağın koparılamaması” der.

Fiyat mekanizmasının yönettiği bir serbest piyasa ekonomisinde durgunluk, işsizlik, enflasyon, faiz gibi sorunlar varsa bu mali sektöre aittir. Dolaysıyla mali sektörde yaşanılan sıkıntı reel sektöre yansıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Şimşek ve Merkez Bankası’nın bakış açısı “faizi artırıp, yer yer sabit tutup, parayı kısarak” enflasyonu indirme şeklinde bu defa “Ortodoks bir para politikası” uygulanıyor diyebiliriz. Ocak-nisan dönemi bütçelere bakıldığında; nisanda yaklaşık 177 milyar lira, dört ayda toplam yaklaşık 690 milyar lira bütçe açığı… Mecliste 11 trilyon 98 milyar lira olarak kabul edilen ve 1.2 trilyon lira faiz ödemesiyle yılsonunda 2.7 trilyon lira açık vermesi öngörülen 2024 bütçesinden 100 milyar lira kamuda tasarruf mesaj içeriği taşımaktadır.  Halka “devlet harcamalarını kısıyor sizde kısın ki enflasyon canavarını yenelim”  anlamından öteye gitmiyor, maalesef.

Tarım yazarı, yüksek ziraat mühendisi ve bir çiftçi çocuğu olarak Alparslan Tekbaş’a “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir” diye sorsanız. “Yüzde 100; yılın on iki ayı üretilip tüketildiği; yedi farklı iklimin hüküm sürdüğü; 34,5 milyon parsel ile bir birinden çok farklı içeriklere sahip toprak varlığının olduğu; 3 milyon üreticinin elinin değdiği; 85 milyon farklı alım gücüne sahip insanın beslendiği; 34,2 milyar dolar tarımsal ürün ihracatın yapıldığı; milyonlarca insanın tarım değer zinciri içinde ekmek teknesi aracı olduğu bir ekonominin temsil ettiği tarım sektörünün ve Tarım Bakanlığının hak ettiği konuma gelemediği, yeterli temsil ve yaptırım gücüne sahip olamamasıdır” derdi.

Tarım, gıda ihtiyacını karşılayan sektör olmakla birlikte ekonomi içerisinde de birçok rolü olan önemli bir başrol oyuncusudur. Ayrıca ülkelerin ekonomik gelişmişlik yapılarına göre tarımın oynadığı rol ekonomi içerisindeki etkinliğini belirler. Diğer yandan biz “ekonomi denildiğinde yalnızca rakamları düşünürsek aldanırız. Ekonominin içerisinde insan vardır ve insanın davranışları ekonominin yönünü belirler” diyebiliriz.

Hepimiz biliyoruz ki; “karnı doymayan toplumların bir şey üretemeyecek, dolaysıyla yarınından endişesi olan insan verimli olamayacaktır.” Tarımı, üretimi, planlamayı, verimliliği, gıda güvenliğini çözememiş toplumların; ileri teknoloji üretebileceklerini, ülke ekonomisini düzlüğe çıkaracaklarını, enflasyonu tek rakamlara indireceklerini görmeyi düşünmek hayalden öteye gitmeyecektir.

ASIL BEKA SORUNUMUZ TARIMDIR!

Günümüzde bekayı oluşturan dört temel nokta vardır. Fakat herkes tarafından ilk üçü bilinmekte ve dördüncüsü dile getirilmemektedir. Öncelikle coğrafya veyahut topraklardır. Yani bir devlete karşı, komşusu olan ya da olmayan bir siyasi güç tarafından izlenilecek bir çıkar politikası vardır. Bu politika her daim o devletin bekasını tehlikeye atar. İkincisi ise devletin siyasi sistemi ya da siyasi mimarisiyle ilgilidir. Devletin siyasi mimarisi demokrasiden ziyade etnik referanslı bir yapıya mı dönüştürülüyor yoksa dönüştürülme çabası içerisinde mi olacaktır? Üçüncüsü halk için değerli ve anlam ifade eden şeylere; insan hayatı, sosyal hayat ve aile hayatı gibi kişisel değerler risk ve tehdit altında mı? Yani onların varlığıyla ilgili bir sorun mu var? Sonuncusu da “TARIM!”

Önce yeme-içme, sonra da barınma olamaz mı? Kesinlikle…! Bilgisayarımız bozulsa da yaşıyoruz, arabamız çalışmasa da idare edebiliyoruz. Denemelerini yaptık, pandemi bize çok şey öğretti. Rusya-Ukrayna savaşı üretimin ne kadar kıymetli olduğunu sadece bizlere değil dünyaya gösterdi. Dolaysıyla günün sonunda beslenmek zorundayız, kaynağımız MUHAKKAK TARIM olmalıdır!

Tarım ve Orman Bakanlığı hak ettiği konuma gelemediği müddetçe… Tarım Bakanının kabinede yeterince söz hakkı olmadığı müddetçe… Kabinede ilk 3 bakanlık içerisinde hatta Cumhurbaşkanının göz bebeği bir bakanlık olmadığı müddetçe… Yapılacak, iş ve işlemlerde, tarımsal desteklemelerde vs., Hazine ve Maliye Bakanını ikna etmeye çalıştığı müddetçe… Temsil ettiği çiftçiler; ekonomik olarak güçlenmeden, ürettiği ürünlerin fiyatının belirlenmesinde söz sahibi olmadan, yeterli temsil ve yaptırım gücüne kavuşmadan; öncelikle ülkemiz tarımını sonra sanayi ve hizmet sektörlerini geliştiremeyiz!

Son söz: Ülkemizin kalbi “tarım sektörü” dür. Bu durumda kalbi iyi atmayan, kan dolaşımını yeterince sağlayamayan vücutta; hücrelerin, dokuların ve organların yeterince beslenemeyeceği, gelişemeyeceği bir gerçektir.

“İyi atmayan bir kalbe sahipseniz, ekonomik olarak gelişmeyi beklemeyin.”

https://www.turkgun.com/kose-yazisi/198182/ulkemizin-en-onemli-sorunu

Tagged

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir