Kaçıncı Sayfa

Genel Yazarlar
Paylaş ;

Hani sayfalarca yazı yazarız ama bir kare fotoğraf gelir önümüze ve tüm yazdıklarımızı tek fotoğraf karesinde birleştirmiş oluruz. Sözün bittiği yer deriz. O fotoğraf karesinde.

Hükmü kalmaz cümlelerin tek tek sileriz, belki de susarız.

Deprem bölgesinde yaşamanın verdiği tedirginlikten ve 1999 yılında Marmara depremini yaşadığımızdan sanırım her kıpırtı deprem gibi gelir bize. Nitekim de öyledir.

Kendimce deprem rasathanesi oluşturdum odamda. Bir mantar pano aldım ve küpelerimi mantar panoya astım. Deprem olduğunda duvarımda asılı olan mantar pano bana depremin şiddetini ölçmeyi bile öğretti sonraları.

En son yaşadığımız İzmir depreminde de unuttuklarımızı öğrendik. Ya da öğrenmeye çalıştık.
Yaralarımızı nasıl saracağımızı öğrenmiş olmamız gerekirken biz yaralarımızı nasıl kanatacağımızı öğrenmişiz oysa.
Dil, din, ırk, cinsiyet ayrımı yapmadan koşturduğumuz yardımlara bile birer kulp bulmaya başladık.
Ama o göçük altından çıkan bir can için hepimiz nefeslerimizi tutup dualarımıza dua ekledik.
Peki biz neden birbirimize bu kadar yakınken uzak kaldık.

Biz bu insan olma savurganlığını ne zamandan beri var gücümüzle arttırmaya çalışıyoruz.

Farkeder mi, ülkemin Doğusu ya da Batısı?

İnsan her yerde insan değil mi?

Canlı her yerde canlı değil mi?

Kim bilir daha ne kadar zaman soracağız bu soruları kendimize.

Aslında insanoğlu hayatın nefes almak ve nefes vermek arasında olduğunun farkında olsa, doğal afetler karşısında çok yollar kat edecektir. Ne binalara bahane bulacaktır ne de yardımlara.

Tagged

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir